Futbolaktif Futbol Forumu

Futbol Haberleri, Maç Sonuçları, Transfer Haberleri, Taraftar Forumları, Futbolcu Resimleri, Futbol Tarihi, Futbol Kuralları

Fenerbahçe ve Yapılamayan Transferler

Ara transfer tüm hızıyla başladı. Biz de bu vesileyle gerçekleşseydi sadece ses getirmekle kalmayıp Türkiye liginin kaderini değiştirecek muhtemel transferleri sizlerle paylaşmak istedik… Sizce Fenerbahçe bu 10 transferi gerçekleştirseydi, çok şey değişmez miydi?

1. Milan Baros

Birinci Christoph Daum döneminde, Daum’un Aziz Yıldırım’a transfer edilmesi için verdiği iki isimden biriydi. O zaman kariyeri inişe geçmiş bir Baros yerine, kariyeri dibe vurmuş Anelka transfer edilmişti. Anelka, Daum disiplini, kuvvete dayalı antrenman programı ve Türkiye’deki rehabilitasyon sürecini tamamladıktan sonra, güçlenip, morallenip önce Bolton’a sonra da Chelsea’ye transfer olarak Premier Lig’e hızla geri dönüş yapmış oldu (Yani Anelka’nın kendisi için Baros transferinin olmaması iyi sonuçlanmıştı). Baros da iki sezon sonra Fenerbahçe’nin ezeli rakibi Galatasaray’a geldi, ilk yılında gol kralı oldu ve insanların kafasına şu iki soruyu düşürmüş oldu: Acaba Baros Fenerbahçe’ye gelseydi; 1) Fenerbahçe bugün “Baros gibi” bir golcü arıyor olacak mıydı? 2) Galatasaray bugün forvet hattındaki kaliteyi Baros olmaksızın yakalayıp şampiyonluğun en güçlü adayı olabilecek miydi? Çünkü dünyada “fırsat maliyeti” diye bir kavram vardır, o da Anelka tercihiyle vazgeçilen Baros’un Galatasaray’a yaptığı artı, Fenerbahçe’ye verdiği eksi değerle hesaplanabilir.

2. Samuel Eto’o

Aziz Yıldırım’ın tarifiyle bir futbolcu menajerinin fırsattan istifade etme sevdası yüzünden, yüzyılın transferi gerçekleşmedi. Acaba Eto’o Fenerbahçe’ye transfer olsaydı, 2009 yılı Şampiyonlar Ligi Finali’nde Barcelona’nın ilk golünü kim atacaktı? Ya da Kezman’ın şampiyonluğa mâl olan Ankaraspor maçında dağlara taşlara attığı penaltıyı, Eto’o, formasını başına geçirip kutlamak üzere golle taçlandırabilecek miydi? Ya da takasta İbrahimoviç, Barcelona’ya gitmek yerine Fenerbahçe’ye mi gelecekti? Total kalite olarak bir tık yukarı çıkmak bu tip alışverişleri yapabilmekle alakalıdır. Öyle sanıyorum ki, o transfer gerçekleşmeyince Aziz Yıldırım’ın bir miktar keyfi kaçtı ve takım transfer olarak patinaj çektiği bir döneme giriş yaptı.

3. Gökdeniz Karadeniz

Fenerbahçe Resmi İnternet Sitesi’nde, Fenerbahçe’yle yaptığı sözleşmenin kopyası bile yayınlanmıştı. Ama Gökdeniz, kendisine kara sonuçlar getirecek bir kararla son anda transferinden cayıp Trabzonspor’da kalmıştı. Acaba Gökdeniz o zaman Fenerbahçe’ye transfer olsaydı, adını, şike skandalına karışmaktan kurtarabilir miydi? Kim bilir belki o dönem kendisine Fenerbahçe’den teklif edilen yüksek ücret iştahını kabartmıştı da, Trabzonspor’dan aldığı ücretle aradaki farkı telafi etmek için bir yanlışa imza atmak gafletine düşmüştü. Ya Gökdeniz Fenerbahçe’ye gelmiş olsaydı, Emre Belözoğlu’nun Fenerbahçe’de sembol olmasına giden yol açılmış olur muydu? Ne Emre, ne Özer, ne Josico ne Maldonado olurdu belki. Kim bilir belki Mehmet Topuz da Beşiktaş’ta oynardı, kongreyi de yine Yıldırım Demirören kazanırdı.

4. Matias Almeida

Şimdi sizi buradan alıp, doğru Japonya’ya futbolcu olarak gönderelim. Üstelik insan ilişkileriniz de iyi olmasın. Her sabah kalktığınızda, “Yahu benim burada ne işim var?” diye sorun kendi kendinize. İki çift laf edecek ve aynı dili konuştuğunuz bir arkadaşınız da olmasın takımda. Gazeteler her gün hakkınızda ileri geri yazılar yazıp dursun ama sizden bahsedildiğini sadece sayfalara basılan resimlerden anlayın. Yolda yürürken karşınızdan gelen çekik gözlü iyi niyetli mi kötü niyetli mi anlayamayın falan filan. Neyi kastettiğimi anlamışsınızdır. Ariel Ortega’nın Fenerbahçe’den erken gidişi, Almeida’nın Fenerbahçe yerine Inter’i tercih etmesiyle çok alakalıdır. Ortega hem için için “Acaba ben de Inter’e gidebilir miydim, yanlış mı yaptım” diye düşünürken, birden fark etti ki, kimseyle konuşamadığı için sadece düşünür hale gelmişti. Almeida gelseydi de iki lafın belini kırsaydılar keşke. Sonrası malum: Tak sepeti koluna, Alex dümen başına.

5. Carlo Ancelotti

Carlo Ancelotti’nin Dereağzı Tesisleri’ni gezerken bir fotoğrafı vardır başkan Aziz Yıldırım’ın yanında. Suratında yarı mahçup yarı şaşkın bir ifade vardı. Mahçubiyeti, Kadıköy’e kadar gelmişken teklifi kabul etmeyeceğini o anda biliyor olmasındandı. Şaşkınlığı ise Aziz Yıldırım’dan dinlediği vizyoner projelerdendi. Ülkesine geri dönerken içinden “Siz şu dediklerinizi hele bir yapın da ben o zaman geleyim” demiştir muhtemelen. Angelotti ülkesine döndükten kısa bir süre sonra Fatih Terim’i Milan koltuğundan etmişti. Kim bilir belki Fenerbahçe’nin başına geçseydi, Terim yurt dışında şampiyonluk yaşayan ilk Türk antrenör olacak, Ancelotti de Fenerbahçe’den kovulan ilk üst düzey İtalyan (Zeman’ı saymadım, hoş o da yarı İtalyan’dı) teknik adam olacaktı.

6. Yıldıray Baştürk

Yıldıray’ın ismi sadece Fenerbahçe’yle değil, hemen hemen tüm büyük takımlarla anıldı. Yıldıray hep “Şimdilik Almanya’dan ayrılmayı düşünmüyorum” sözünü ağzına sakız etmişti ki, Almanya’dan ayrılmaya karar verdiğinde artık hayvan terliydi. Hiçbir zaman üst düzey futbol oynamayan, kendi halinde, dışa açılamayan ve kişisel ilişkileri çok kuvvetli olmayan birinin, yurt dışında (yani Türkiye’de) başarılı olması beklenemezdi zaten. Korkarım bu “Şimdilik” hastalığı “the Altıntop Brothers’a” sıçramış görünüyor. Yıldıray’ın transferinin olmamış olması, aslında Hamit ve Halil için bir şanstır. “Şimdilik” diyenin, comfort zone’unda (amiyane tabirle işini gücünü oturtmuş, risk almak istemediği bölgesini terk etmeme sevdası olarak açıklanabilir) kaldığında geldiği (daha doğrusu gelemediği) nokta apaçık ortadayken, şimdi Hamit’ler için kıpırdama zamanı.

7. Dan Petrescu

Kahveci Yavuz tarafından Büyükada’da bir evde ağırlandığı bilinir. O büyükada’daki ev, zamanında Rıdvan Dilmen’in GS’den kaçırıldıktan sonra ağırlandığı tarihi bir ev olarak rivayet edilir. Romanya milli takımının efsanevi sağ bekinin neden Fenerbahçe’li olmadan gittiğini kimse anlayamamıştır. Dan Petrescu o gün gelseydi, sağın Roberto Carlos’u olması işten bile değildi. Kim bilir belki o gelseydi, çıta öyle bir yükselecekti ki, yıllar sonra ManU karşısına sağ bekte stoperden bozma Fatih Akyel’le çıkmaya hiç kimse cesaret edemeyecekti. (O maç Fatih Akyel’in Fenerbahçe’deki sonu olmuştur). Mesela Roberto Carlos’tan sonra hadi koysanıza sol beke Mahmut’u!

8. Marcos Senna

Appiah ve Aurelio gidince, hem tip olarak hem de futbol stili olarak benzer futbolcu kim deseler, hep bir ağızdan “Senna” diye bağırırdı insanlar Euro 2008 sonrasında. Geldi gelecek, geldi geliyor, geldi gelmedi, gelir mi gelmez mi, gelsin mi gelmesin mi tartışmaları arasında insanlara fenalık gelmişti ki, gele gele Josico geldi. Senna gelseydi, belki bugün Fenerbahçe’nin antrenörü kendini boğazlayan(!) Aragones olmaya devam ederdi. Güiza belki daha çok gol atardı ama o zaman Christian Baroni’nin dünya tatlısını bebeğini televizyonda görmek hiçbir futbolsevere nasip olmazdı.

9. Frédéric Kanoute

Adam müslüman ya daha kolay gelir sandık Türkiye’ye. Tipi de fiziği de Anelka’ya benziyordu ya, bulunmaz fırsattı Fenerbahçe için. Kanoute Fenerbahçe’ye hiç gelmedi. Bir daha da Sevilla ile eskisi kadar adından söz ettirmedi. Bazen tedbil-i mekanda ferahlık vardır deyip, futbolcuların memurluk rehavetinden çıkmasının faydalı olduğunun en iyi kanıtıdır Kanoute. Gelseydi çok gol atardı Kanoute. Taraftarlar da “Kanoute Kanoute I Love You Kanoute” diye tezahürat yaparlardı herhalde.

10. Luis Fabiano

İsmi Fenerbahçe’yle ilk anıldığında, “Kim acaba bu adam” deyip taraftarların youtube’da gollerini, wikipedia’da çakma özgeçmişini okuduklarına eminim. “Adam fena değil” galiba tadında yazılar çıkmaya başlamıştı ki, Rıdvan Dilmen “4-5 maçını çıplak gözle izledim, Fener alırsa büyük iş yapar” diye bir yorumu koyuvermişti arşivlere. Fenerbahçe’ye karşı Sevilla formasıyla oynadığı maçlar dahil, daha Drogba etkisi yarattığı görülmemiştir kimsede. Gelse Brezilyalı çetesi yakıştırmalarına maruz kalacak bir durumu olması muhtemeldi. Fabiano öyle çok yazıldı ki, Kuranyi’yi bile solladı aslında. 2010’da gerçekten fayda sağlayacak her transferin olabilmesi umuduyla.