Klub64
PAF Takimi

Gol Kralligi : 12
Offline
Mesaj Sayısı: 23
|
 |
« : 11 Ekim, 2007, 07:55 » |
|
"Anadolu kulüplerinin sesi" olarak kamuoyunda yakından tanınan bir isim Ali Sami Alkış. Birçoğumuz onu TV’deki renkli tartışma programlarından tanısak da, güçlü kalemiyle kendine yer etmiş, yılların basın emekçisi o. Özellikle sivri dili ve aykırı düşünceleriyle Alkış, alkışları hak ediyor. EURO 2008 Elemeleri’nin oynandığı şu günlerde Ali Sami Alkış herkesi şaşırtacak bir görüş ortaya atıyor: Eğer futbolumuzla rezil olacaksak neden EURO 2008’e gidelim ki..."
Uzun yıllardan bu yana Anadolu kulüplerinin basındaki sesi olan Ali Sami Alkış, daima alternatif duruşuyla dikkat çekti... Yıllarca televizyonda pazar geceleri sporseverleri ekran başına kilitleyen programlardaki sivri sözleri, sokaktaki insanın dâhi aklında yer etti.
Kâh, '4 büyükler Türk Futbolu'na zarar veriyor' dedi, kâh ‘Hakem koruması var" sözleriyle gündem oluşturdu. Yorumlarına, kimileri çok sinirlense de, kimi taraftarlar haklı bulsa da Ali Sami Alkış sporseverlerin yakından tanıdığı bir isim oldu.
Günlük yazılarına Star Gazetesi'nde devam eden Ali Sami Alkış bilgisayarının başında ertesi günün yazısını hazırlarken yakalıyorum. Star Spor Servisi içinde röportajımıza başladık bile... Birbiri peşi sıra hazırlanmış sorularımız var...
Ama sohbete başlarken ilk sorumun ne olacağına karar vermiş değilim hâlâ... Fakat, bir dönem sürekli ekranda gördüğüm bu yüzü neden artık o sihirli kutu içinden bize seslenirken göremediğimi hatırlıyorum...
"Neden sizi artık ekranda göremiyoruz?" cümlesiyle sohbetimizin de startını veriyoruz. Anlıyorum ki, bu cümlecik dahi, Ali Sami Alkış'ı gerilere götürmeye yetiyor... Biraz anılarla yüklü de olsa Alkış'ın sözleriyle sohbetimiz adeta demlenmeye başlıyor...
"AHMET ÇAKAR SİSTEMİN CANAVARI"
"Ahmet Çakar ile ilgili yaptığım bir Telegol programı vardı. Onun agresif çıkışları, gündemi belirlemek isteyen tavırlarının başlangıcı benimle oldu. Açıkçası böyle bir Ahmet Çakar beklemiyordum. Çok hazırlıksızdım. Eğer Çakar'ın bu tavrını bilseydim onunla TV programı yapmazdım. Ama o hali Ahmet Çakar'ın karakteristik özelliği değil. Sistemin getirdiği haldir. Sistem onu canavar haline getirdi. O da bunu bilinçli olarak kullandı. Özünde böyle bir insan olduğunu düşünmüyorum. Çünkü faal hakemken, hakemliği bıraktığı dönemlerinde birçok üniversitede konuşmacı olarak yan yanaydık. Onun konuşma biçimi, toplumla olan ilişkileri, olayları yorumlama terbiyesi son derece üst düzeydeydi. Bazen imrenerek bakıyordum. Öyle ağırbaşlı, oturmuş bir kimliği vardı ki, çekiniyordum açıkçası..."
Kendine has anlatım stili, mimikleriyle eski dostunun kendisine yaşattığı şoku ise bakın nasıl dile getiriyor Ali Sami Alkış?.. "Tavrını bildiğim, Ahmet Çakar'ı Telegol'de inanılmaz derecede agresif bir halde buldum. Geriye doğru baktığınızda ekrana çıktığım 10 yıl boyunca ben programı halk tabiriyle tek tabanca götürmüşüm. TV'nin etkin ve aktif ismiydim. Ama, karşımda gayet soğukkanlı ve zeki bir adam buldum. Ben iki konuda kendime güvenemem. Zeka ve soğukkanlılık... Düşüncelerimi belirli bir stratejiye bağlamam. Ekranda da bu doğal halim sempati bulmuştu. Yanlıştı, eğriydi, tartışılabilir o ayrı bir şey. Ciddi pirim yapıyordu… Ama Ahmet Çakar'ın bu tavrı karşısında sinirlenmeye başladım. Kendimi kontrol edemez, sözlerimi toparlayamaz hale geldim. Sürekli bir moralsizlik hali içindeydim. Programları terk edeceğim. Fakat, sözleşme gereği 75 bin dolar para talep ediliyor, bunu ödemem söz konusu değildi. 'Allahım!.. Ne olur şu program bir bitsin... Bir daha ekrana çıkarsam namerdim!’ dedim. Çok zor dönemlerdi, mesleğimin en karanlık günleriydi diyebilirim. Hiç mutlu olmadığım dönemdi"
- O ekip dağıldı. Program bitti. Bundan sonrasında da sürdü yemininiz...
Başka program değil. Tamamen bıraktım. Ben buradan kurtuldum ya Allah’ıma şükürler olsun!...
- Özgür kalmanızın diyeti bu mu oldu yani?..
Tüm zorluklarına rağmen son programda maçı altın golle kazandığımı hissediyorum. Sözleşme gereği ekrandaki son programım ve TV macerama da nokta koyduğum program olacak. Programda hiç sesimi çıkarmıyorum. Bir ara, ‘Bakalım bu konuda Ali Sami Alkış ne düşünüyor’ dedi. Yanıtım hazırdı tabii... 'Ahmet bana bulaşma. Seni artık ciddiye almayacağım. Bazen program öncesi kimi zaman sonrası söylediklerin için özür diledin. Bundan sonra ben senin onurunu kıracak bir şey söylersem dünyanın en şerefsiz adamıyım. Köpek olurum dedin' şeklindeki sözlerini hatırlatınca mikrofonu fırlatarak yayını terk etti. Belki hoş bir şey olmadı. Ama bu da benim altın golüm oldu."
"YOK OLMAYA MAHKÛM PROGRAMLAR"
- Ekranda takip ettiğiniz bir spor programı var mı?
Spor programlarını izleyemiyorum. Ne yazık ki, spor programları seviyenin giderek düştüğü ve futbol dışında her şeyin konuşulduğu program tipi haline gelmeye başladı. Ama bunlar da zamanını tamamlamak üzere. Programlar gece yarılarında ekranlara gelmeye başladı. Yavaş yavaş bu düzen eriyip gidecektir. Bu tür programlar yok olmaya mahkûm gözüküyor..."
- Seviye bu denli neden düştü dersiniz?
Ahmet Çakar’ın yaptığı programların medyada, toplumda tartışılır olması, türevlerini de artırdı. Sistem, münakaşa istiyor. Genelde bundan şikâyet edilmesine rağmen sayıları arttı. Ama süreç tamamlandı."
- Seyirci bunun farkında mı dersiniz?
Seyirciye de gına geldi. Bu tür programların izlenmeme sorunu baş gösteriyor. O dönem, tartışma sadece spor programlarından vardı. Siyaset programlarında da tansiyonlar sürekli yükselmeye başladı. Eski ilginin kaybolduğunu görüyoruz. Teklifler, gayet ciddi. Israrlar var. Ben huzura kavuştuğumu düşünüyorum. Kâbus cumartesi gününden başlıyordu. Pazar, hayatımın en karanlık günüydü. Mide spazmı geçirdim."
- Emre'nin milli takımda yaptığı davranışı nasıl değerlendiriyorsunuz?
O durum da basından kaynaklanmıyor. Çünkü Emre, Inter'e transferinden bu yana kariyerini sıfırlama noktasına gidiyor. Oynuyor da, oynamıyor. Futbolun hayatındaki ilgisi sanırım son sıralarda. Milli maç izleyeceğim zaman çerezlerimi, meyvemi hazırlıyorum. Orta saha oyuncusu olmasına rağmen bir saat sonra ancak Emre ekrana geliyor. Futbolu tamamen terk etmiş.
Bu arada Fatih Terim'i de alkışlıyoruz ama uyguladığı motivasyon oyuncuların da sert reflekslere neden oluyor. ‘Aslanım, kaplanım, sen her şeyi yaparsın' şeklindeki itici güç pompalaması dünyanın hiç bir yerine kalmadı. Artık, bilinçli motivasyon var. 4 Milyon dolar alıyorsan vücudunun kıymetini bileceksin, fiziksel yeterliliğini bileceksin. Profesyonellik bilinci eskiden kolektif idi, şimdi ise bireyselleşti. Ama Fatih Hoca hâlâ işi motivasyonla götürmeye çalışıyor. İsviçre maçında olduğu gibi futbolcular saldırgan hale dahi gelebiliyor. Bakın Şifo Mehmet o hırsla hayatında yapmadığı hatayı yaptı ve Milli Takım kariyerini bitirdi."
"MİLLİ TAKIM BİZİM RENGİMİZİ YANSITMIYOR"
- Milli takımımız için neler söylersiniz?
Vahim olarak değerlendiriyorum... Bizim futbolumuzu, bizim özelliklerimizi başkalarına yansıtacak rengi, motifi, ruhu yok. Hiç oluşmadı ki, yok olsun. 'Türk futbolu nedir?', 'Türkler nasıl futbol oynar?' diye düşündüğünüzde hiç bir iz bulamıyorsunuz. Ama bu Galatasaray'da vardı. 2000 yılında Galatasaray finale doğru giderken belli bir stratejisi vardı. Amiyane tabiriyle 'Dakika 1, tam saha tam pres'... Bu sistem başarıya götürdü.
Zaten bu sistemin birkaç sezon uygulanma ihtimali sıfır. Avrupa bunu 1990'lı yılların başında uygulamaya kalktı. İnsan anatomisinin bunu 90 dakika kaldıramayacağı anlaşıldı ve tamamen terk edildi. GS bunu bir yıl uyguladı. İkinci yıl uygulama şansı olamazdı. Bunun dışında Türk futbolunun stratejisini, ruhunu betimleyen hiçbir ortak özelliğimiz yok. Alman futbolu, Rus futbolu, İngiliz futbolu dendiğinde herkesin aklına bir şey gelir. İspanya, İtalya... Akıllara bir şey takılır değil mi? Ben 40 yıldır bu işin içindeyim. Bana, 'Türk futbolunun özelliğini söyleyin?' derseniz söyleyemem. Türk futbolcusunun özelliğini söylerim de, Türk futbolunun özelliğinin söyleyemem. Türk futbolcusu agresif. Ayrıca, bu işi para ve şöhret edindikten sonra terk edilmesi gereken bir unsur gibi gördüklerinin fark edebiliyoruz.
"FİNALLERDE REZİL OLACAKSAK, GİTMEYELİM!"
- 2008 finalleri için şansımız nedir sizce?
Gidebiliriz. Fakat; beni endişelendiren Milli Takımın finallere gitmesi!.. Bu şekilde gitmesini değil, elenmesini isterim. Çünkü, milli takımın oynadığı futbol, tam bir hayal kırıklığı… Tüm dünyaya yayınlanacak maçlarla rezil olmak istemem... Türk futbolunun Avrupa Şampiyonası'nda sonuç alması mümkün değil. Bana bir ışık vermediği sürece elensin daha iyi!..."
- Bu sene Turkcell Süper Lig’de kim şampiyon olacak?
Şampiyonluğu kimse hak etmiyor. Keşke böyle bir statü olsa da bu yıl kimseye şampiyonluk vermesek ve 'es' geçsek. Ama mutlaka olacak. Sistem, üç büyükten birini şampiyon yapmak için oluşturulmuş. Kimsenin hak edeceğini düşünmüyorum. Galatasaray yakın gibi..."
- Galatasaray demişken, Kalli geldiğinde çok eleştirildi. Eleştiriler acımasızca değil miydi?
Acımasızca, hatta gaddarca davranıldı. Üstelik büyük de terbiyesizlik yapıldı. Basının tahlil etmeden ön yargılı şekilde davranmasıdır bu... Feldkamp'ın fiziksel enerjisi, mantık enerjisiyle buluştu ve G.Saray çok ılımlı bir noktaya oturdu. Diğer takımlardan farklı olmaya başladı. Zaman zaman kötü oynadıkları da oldu. Ama, iyi oynadıkları maç sayısı daha fazla."
"BAŞARILI İŞ ADAMI, BAŞARILI FUTBOLCU OLAMAZ"
- Lincoln, Türkiye Ligi için büyük bir oyuncu mu?
İyi bir oyuncu dünyanın her liginde ve takımında rahatlıkla yer alabilir."
- Ümit Karan'ın Kasımpaşa'ya attığı gol için düşünceleriniz...
Çok şık olarak değerlendiriyorum. Olağanüstü güzel bir goldü."
"GALATASARAY HAKAN ŞÜKÜR’Ü DE HARCAR"
- Evet, Bülent'in ayrılışı da içinde hüzün barındırıyordu...
Galatasaray, sadece ona değil takımına derinden hizmet etmiş tüm futbolculara bu konuda ihanet etmiş bir kulüptür. Bana, 'Büyük camia, büyük camia ' diyorlar ama büyük camialar da sürekli hata yapıyor. Bülent böyle mi gider? Ergün böyle mi giderdi?.. Hakan Şükür'ü de bunlar harcarlar, göreceksiniz..."
- 'Fatih Gökşen, 'Hakan Şükür 4 yıl daha oynar' dedi. Siz ne dersiniz?..
37 yaşındaki Maldini sözleşme yeniledi. Hakan Şükür'ün de özel yaşamına baktığınız zaman imrenilecek bir yapısı var. Daha futbolcuyken, futbol adamı ciddiyeti içerisinde. Bugün Hakan futbolu bıraksın, spor dünyası içinde saygın bir yeri olacak. Tanju Çolak bıraktı ne oldu? Avrupa Gol Kralı... Ortalıkta yok. Öyle bir karakteristik özelliği yok. Hakan Şükür’ün devlet adamı kimliği var. Futbolu bıraktıktan sonra parasını, itibarını kazanacak. Ömrü boyunca da bunu sürdürecektir..."
- Oynar mı Hakan peki?
Eskiden Hakan'ı çok eleştiriyordum. Top ayağındayken, heyecanlanıp kaptırmasına deli oluyordum. Galatasaray’ın UEFA Kupası’ndaki maçlarının yer aldığı özel CD’yi izlediğinde karar aldım. 'Bu çocuk hakkında bir daha bir şey söylersem namerdim!' dedim. Ama Hakan Şükür hakikaten, bu sözü kaldırabilecek esvapta bir futbolcu. Futbol adamı görünümünde futbolcu..."
"ESKİ HAKEMLERİN HEPSİ EYYAMCIYDI"
- Hakem hatalarından sürekli şikâyetçiyiz. Başta da siz?!..
Eskiden 4 büyüklerin maçlarının naklen yayınlanmadığı dönemde bunun ispatı yoktu. Ve hakemler 4 büyükleri ke-sin-lik-le kollarlardı. Kesin ama... Yüzde yüz hakem koruması altındaydılar. Belgesi de olmadığı için herkes de buna rıza gösteriyordu. Bugün Beşiktaş, yarın Galatasaray, bir sonraki gün Fenerbahçe... Bu defa Fenerbahçeliler, Galatasaraylılara verilmiş ya da verilmemiş penaltılar, aynı şekilde Galatasaraylılar, Fenerbahçeliler için harekete geçti.
Hakem hataları açısından vahim şeyler yaşıyoruz elbette. Eskiye oranla baktığınız zaman genç hakemler çok daha cesurlar. Eskiden hiç cesur değillerdi. Tamamen eyyamcılardı.. Çok rahat penaltı veriliyor. Çok rahat adam atıyor ve penaltı veriyorlar. Bu önemli bir gelişme... Bence bu yaşadığımız sıkıntıyı, zaman içerisinde hataları rafine ederek, onlar düz yola gelirler. Eğer gerçekleri görme konusunda istediği kararı uygulamak konusunda problem yaşanıyorsa, o halde şüphelenmeye hakkımız var. Ben, gelecekten umutluyum. Bu mevcut hatalar rafine olacak. Ama önce öz güven ve baskıdan arınma."
- 'Eskiden hakem hataları bu kadar konuşulmazdı, görüntü yoktu' O halde, sorun daha büyük ve geniş kitleler tarafından bilinmiyordu. Peki bu hatalar şimdi minimum düzeye indi mi?
Bu hakemlerin kötülüğünden değil, 20-30 tane TV programı olmasından kaynaklanıyor. Görüntüler defalarca ekrana geliyor. Çok fazla argüman var." "MİLLETVEKİLLİĞİNİ İSTEMEDİM"
- Galatasaray taraftarının size karşı tepkisi sürüyor mu?
Normal seyrimizde giderken, biri çıktı dedi ki: Üç büyükler Türk Futbolu'na zararlıdır." Ben bunları söylemeye başladığım zaman ne Galatasaray'ın UEFA Kupası, ne de Milli Takım’ın dünya üçüncülüğü vardı. ' büyükler dediğinizin ne ürettiğini sorguladım, nasıl zararlı olduğunun kendime göre argümanlarını sunmaya başladım. Bunu söylemek akıl kârı gözükmüyordu. Bunu cesaretle söyledik. Anadolu takımlarının ezilmişliği de sıkça dile getirdim. Bu süreç yüksek volumlü oldu. Anadolu'nun herhangi bir yerine de gitsek, sanki Rolling Stones konseri veriyormuş gibi izdiham yaşanırdı. Bu çok hoş bir duygu. Birçok yazar gidiyor oralara... Ama yaşlı bir adam bana, ‘Seni Allah mı gönderdi?’ dediğinde çok duygulandım. Van'a bir konuşma için gittim. Otelin kapıları kırılacaktı neredeyse. Ertesi gün spor salonunda yaptık konferansı. Fakat, basın mensupları (insan tabiatında var) pek hoşnut olmadılar."
- Bu kadar Anadolu'da sevilen bir insansınız, politikayı düşünmediniz mi?
Teklif geldi. Gayet önemli bir başbakan yardımcısı, Conrad Otel'de milletvekilliği teklif etti. 'Sizi Van'da liste başı yapalım' dedi. ‘Çünkü, oraya başbakanı dahi göndersek, muhalefeti var. Sizin muhalefetiniz yok' dedi. Ben buraya geldim ama neden geldim bilmiyorum. Eşim, ailem, arkadaşlarım dahi bilmiyorlar. Çocuğum bana ne yaptın baba derse... Geri çevirdim teklifi…" "FENERBAHÇELİLER LİGİMİZİ KÜÇÜMSÜYOR"
- Fenerbahçe'nin ligdeki kötü performansının sebebi nedir ?
Fenerbahçe'nin performansı şaşırtıcı. Çünkü, kadro parasal bir kadro değil. Teknik yapısı yüksek bir Fenerbahçe var… Ama, olmamasının nedenini ben daha farklı bir açıdan görüyorum. Fenerbahçelilere sorsanız, 'Şampiyonluğa gidiyoruz ama, Türkiye'deki şampiyonluk beni ilgilendirmiyor. Ben Avrupa'da şampiyon olmak istiyorum' diyor. Türkiye'de devamlı bir aşağılama, değer vermeme süreci başladı. Türkiye sürekli, ikinci, üçüncü sınıf duruma düşürülüyor. Avrupalı futbolcu da kendi ülkesini hor gören bir toplumun futbolu da ne derece kendini aşmaya çalışır, tartışılır... Bunu psikolojik güç düşürücü bir durum olarak değerlendiriyorum. Bunun etsinin hayli fazla olduğunu görüyorum. Biliyorsunuz, Real Madrid, Barcelona Avrupa'da başarılı olmasına rağmen, İspanya liginin maçları daha önemlidir. İngiltere'de Premier League’in daha kıymetli olduğu gibi…"
- Fenerbahçe'ye gelen futbolcular da bundan etkileniyor mu dersiniz?..
Carlos etkilenmedi. Profesyonelce çalışıyor. Ama diğerleri tamamen etkileniyor. İki lig maçının arasında muhteşem bir Inter karşılaşması çıkınca gerçekler de su yüzüne çıkıyor."
- Fenerbahçe ve Beşiktaş'ın Şampiyonlar Ligi'ndeki şansı nedir size göre?
Beşiktaş'ın hiç şansı yok. Fenerbahçe'nin var, çünkü Inter maçında ortaya koyduğu futbol çok iyi bir argüman. Anderlecht gibi dünya piyasasında bilinen bir devi orada - burada yendi. Fenerbahçe eğer Avrupa'da bir şey olmak istiyorsa, ki, böyle bir beklentileri var, bu seneki atmosfer tam zamanıdır… Bence buna uygun bir altyapı oluştu. Bu tren kaçarsa daha çok dizlerini döverler."
- Bu gidişatı ancak ne bozar?
Zico faktörü!.. Bir maçı seyrediyoruz. Aksayan üç adam varsa da 80. dakikada oyundan alıyor. Kuşku içinde... Kurt değil. Kafasında 40 tilkinin dolaşması ve kuyruklarının da birbirine değmemesi lazım… Maçı nasıl kurtaracağını bilmiyor. Maç bitse de, galip ise F.Bahçe, bu maçı bitirmenin heyecanını yaşıyor ama tasarımını yapamıyor. Fenerbahçe'de değişim gerekse dahi zırt-pırt hoca değiştirmiyorlar. Bunun takdir edilmesi lazım. Yönetimin bu tavrını beğeniyorum. Fenerbahçe, kurumsal yapılaşması itibariyle baktığınız zamanda birçok bilinen Avrupa kulübünden daha üst düzeyde. Özellikle Fenerium'un gösterdiği ticari başarı ve kurumlaşma takdir topluyor. Uluslararası büyük spor şirketleri Fenerium'un 1.5 yılda bu çizginin nasıl elde edildiğini stratejileri araştırma konusu yaptı." - Carlos, Fenerbahçe'ye ve Türk futboluna ne getirdi peki?
Onur getirdi… Futbol tarihinin en iyi 11'i belirleniyor. Carlos da bu 11 içindedir… Maradona, Pele'den sonra ikinci sırada görülür. Ama Hagi daha önde olmalı bence. Hagi, en önemli dönemini Galatasaray'da yaşadı. Ahlaki ve etik açısından da Hagi, Maradona'nın yanına gelmez."
"BÜLBÜLÜN ÇEKTİĞİ DİLİ BELASI!.."
Dolu dolu süren sohbetimizin sonuna yaklaştığımızda Ali Sami Alkış’ın bir özelliğini daha öğreniyoruz. Hani büyüklerimiz zamanında birçok kelam etmişlerdir ya… İşte bunların boşuna söylenmediğini düşünürüm hep. Bu vakaları dinleyince Ali Sami Alkış’a ‘Bülbülün çektiği dili belası’ sözünün uygun olacağını düşünüyorum. Okuyunca siz de bana katılacaksınız…
FIFA'nın mahkemeye verdiği tek spor yazarı benim. Gençlerbirliği, Kıbrıs'a gidip maç yapmak istiyor, ama prosedürler buna engel… Yıl 1986... ‘Sen kim oluyorsun FIFA?’ diye yazdım. Bana bir mektup geldi. 'Özür dilerseniz, mahkemeye vermeyeceğiz' diye... Bunun üzerine bir yazı daha yazdım. Mahkeme sürdü ama sonunda beraat ettim. Bugüne kadar hakkımda 81 dava açıldı. Bin küsur dava eder. Enteresan bir süreç var. İlk 69 davayı kazandım. Bundan sonra ise devamlı kaybettim. İki nedeni var. Eskiden gazetecinin bir saygınlığı vardı. Hakim dahi, 'Gazeteci, yazar kardeşim!' derdi. 90'lı yıllardan itibaren kaybetmeye başladım. İkincisi ise kanunlar çok değişti. Bugün yemek tarifi dahi verirken, suç unsuru teşkil edilebilir. En fazla tazminat ödeme rekoru bende. 55 milyar lira ödedim. Üstelik, gazetem değil ben ödedim." "ZİYA ŞENGÜL’E 55 MİLYAR ÖDEDİM"
- Kime ödediniz bu parayı?
Kendi gazete arkadaşım Ziya Şengül'e... Ceza 10.5 milyardı, faizleriyle birlikte 55 milyar oldu. Ziya Şengül’e, ‘6 milyarını peşin vereyim. Sonra taksitle öderim’ dedim. 'Yok', evini gelip alacağız' dedi."
- Ne dediniz de bu kadar para ödediniz?
‘Fenerbahçe tüccarları’ diye yazmıştım."
- Pişman mısınız peki ?
Hayır, asla pişmanlık yok… Ama gidin şimdi Ziya Şengül'e beni sorun, sevdiğini söyleyecektir. Yıllar önce TSYD ile yaşadığımız kanuni süreçte ise kimse bana şahitlik yapmazken Uğur Dündar gelip tanıklık etmişti. Onun da hayatımda başka bir yeri vardır." Nasıl, söylediğim kadar var değil mi? Bülbülün çektiği dili belası!.. Hani, ‘Can çıkmadan huy çıkmaz’ sözünü de hatırlatıyor bir yandan!..
Sohbetimiz boyunca da yakinen tanıklık ettim ki:
Türk spor camiasının renkli portrelerinden biri vesselam Ali Sami Alkış…
Röportaj: Saadet ÖZCAN
|